Sorumluluğundaki İnsan Ne Halde, Bir Sor Be Kardeşim
Saat 07:20 şu anda (260525). Mevsim gecesinin ve Bolu Afşar’ın (https://maps.app.goo.gl/56P6VxuqNLh8gZVr6?g_st=ic) soğuğunda, ön 2 camı hafif aralı şekilde uyuyup dinlenmek üzere park edilmiş minibüsün arka tarafındaki sökülmemiş ikili koltuğunun cam tarafına başım gelecek şekilde uzanmış, kapı yönündeki cama ayağımı yaslamış şekilde, durduktan sonra gecenin ilerleyen saatlerinde daha fazla titreyerek uyumaya çalıştım. Ve sonunda hem soğuktan, hem de sıkıştığımdan uyuyamadım ve kalktım. Uyanmaya ve kalkmaya direnmemin bir sebebi de kalksam da önde uyuyan diğer arkadaşı veya şoförü uyandırmadan tuvalet ihtiyacımı karşılayamayacak olmamdı, çünkü arka tarafın kapısı bozuktu ve dışarıdan birisi açmadıkça dışarı da çıkamıyordum.
Mecburen, uyuyan ve böylece benim gibi hamallağın, yol yorgunluğunun üzerlerindeki sersemliğini atmaya çalışan ön tarafta oturan yol arkadaşlarımdan birisini uyandırmak zorunda hissettim. Önce titreyerek ve uykusuz halimle kendimi sürükleyerek yine arka tarafta bulunan valizimi açtım, içerisinden bir pantolon aldım ve üzerimdeki pantolonun paçalarını çorabımın içine geçirerek üstüme valizimden aldığım ikinci pantolonu da giyindim. Ardından üzerimdeki kapüşonlu montun altına (evet, üzerimde mont olduğu halde üşüyordum, malum işte dört mevsim üşüten Bolu gecesi soğukları) valizden aldığım sıcak tutan softshell montu giyindim. Ardından yol arkadaşlarımdan birisini uyandırdım, saatin de 7 buçuğa geldiğini söyleyerek.
Ben ki; kuyrukta bekleyen ve benim sorumluluğumda olmasa da kendileri güneşin altında sıra bekleyen insanları aklımı, vicdanımı, kendini başkasının yerine koyabilmek – empati anlayışımı susturarak, susamış olabilecekleri ihtimalini yok sayamayan “kuyrukta bayılan vardır, alın şu suları elden ele kuyruğun arkalarına doğru ihtiyacı olana ulaştırın” demekten utanmayan, sıkılmayan, bunu yapmayı akıl edemeyecek derecede vicdansızlaşmamış, insafsızlaşmanış, insanlıktan mahrum kalmamış biriysem; sorumluluğum altındaki insanların her anını düşünmeden içi rahat edemez.
Velhasılkerim, Allah’a sığınmanın verdiği sabırla, sabredebildiğim kadarıyla, sabrediyorum. Sabrımın “burama kadar geldi” diye elimin uzanabileceği yüksektilere değil, en yüce dağları ulaşması aşması edasıyla, Allah’tan aldığım ilhamla Allah’ın yarattıkları ve musibetleri vesilesiyle sabrımın sınırlarını genişletiyor, bu vesileyle nefsimi terbiyeli tutmaya özen gösteriyorum.
İyi ki varsınız efendim. Size, bilin ki; Allah’ın bana nefis terbiyesi yoksunu kalmamam için bana mütemadiyen gönderdiği vesileler olduğunuz için sabrediyorum. Allah terbiye yoksunu, nefis terbiyesi yoksunu olmaktan sevdiği kullarını, ve mümkünse beni de -aynı zümreye dahil olmak hasebiyle- muhafaza eylesin.